Bizle irtibata geçin

Röportaj

Görkem Yılmaz (Ford Otosan): “Son 100 yılda otomotiv endüstrisi böyle bir dönemi tecrübe etmedi”

Yayınlanmış

-

İç ve dış piyasanın otomotiv sektöründeki talebi karşılayan, önde gelen kuruluşu Ford Otosan, krizin getirdiği güç koşullarda da vites artırmayı sürdürdü. Ford’un önemli isimlerinden Görkem Yılmaz ile yaptığımız röportajı sizlere aktarıyoruz.

Kendinizi tanıtır mısınız?

Ben Görkem Yılmaz, 40 yaşındayım, evliyim ve 5 yaşında Leyla Roza adında bir kızım var. 2003 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun oldum. 15 yıldır Otomotiv sektöründeyim. Çalışma hayatımın tamamı satış konularında geçti. 2006 yılına kadar FMCG sektöründe çalıştım. 2006 yılında ise otomotiv sektörüne girdim. Bu sektörde işe başladığım günden beri perakende, kamu, üst yapılı araçlar ve filo olarak tanımlanan satışın her alanında çalıştım. Halen Ford Otosan’da uluslararası&büyük firmalar “key account manager” olarak çalışmaktayım.

Görkem Yılmaz, Ford Otosan Key Account Manager

Sektörünüzde iç piyasanın durumunu nasıl görüyorsunuz? Göstergeleri nasıl yorumluyorsunuz?

Aslında oldukça kapsamlı bir soru bu. Tedarik zincirinden tutun nihai müşteriye aracı teslim eden teslimat görevlisine varıncaya dek adım adım yorumlanmayı hak ediyor. Ben size konuyu, grafiklere ve ekonomi-politik gündemlere esas teşkil eden araç satış adetleriyle anlatmaya çalışacağım.

**rakamlar tüik kaynaklı web sitelerinden alınmıştır.

Türkiye’de otomotiv sektörü var olduğundan beri ilk defa 2015 yılında bir milyonu aşan satış adetlerine ulaştı. Bu adetlerin yarısından fazlası her ne kadar kiralama firmalarına yapılan toplu satışlar olsa da son kertede araçları kullanan tekil insanlar bulunuyor. Bu süreç ülkenin refah seviyesinin artışının sonucu olarak yorumlanabilir. Bence arkasında global üreticilerin ülkeyi orta ve uzun vadede ucuz iş gücü ve lojistik anlamda ideal üs olarak görmesi yatıyor. Sonuç olarak da daha düşük maliyetlerle üretilen araçlar iç pazara daha ucuz yollarla satılabiliyor. Üstüne Merkez Bankası’nın izlediği düşük faiz ve parasal genişleme politikalarını da ekleyince 80 milyonluk bir ülkede 1 milyonluk araç satış adetlerini telaffuz etmek gayet doğal bir sonuç olarak karşımıza çıkabiliyor. 2018 yılına kadar sektör bu adetleri konuşmaya devam etti. 2018 yılında yaşanan kur şokları ve faiz arttırımlarıyla birlikte otomotiv satış adetlerinde hızlı bir düşüş başladı. Bu düşüş 2019 yılında reel sektörün araç parkını yenileme ihtiyacının ortaya çıkmasına kadar devam etti. 2020 yılında ise otomotiv endüstrisinin daha önce hiç tecrübe etmediği pandemi koşulları ortaya çıktı. Sanırım bu koşulları en hızlı yorumlayıp kendi yaşam alanına adapte edebilen sektörlerin başında otomotiv geliyordur. Kimse bu kadar hızlı toparlanmayı tahmin etmiyordu. Neredeyse salgının 2. ayında fabrikalar tekrar üretim yapmaya başlamıştı. Hatta pandemi, kitleleri toplu taşıma araçlarından uzaklaştırırken bireysel araç sahibi olma iştahını arttırmıştı. Bu da sektörün yoğun bir taleple karşı karşıya kalması anlamına geliyordu. Nihayetinde satış adetleri hızla artmaya başladı. Bu noktada dış pazarlar için de benzer talep artışlarının yaşandığını hatırlatmam gerekir. Tüm bu artışın Ağustos 2020’de yapılan ÖTV değişikliğinden sonra ortaya çıkması da dikkat çekicidir. Sonuç olarak; iç pazar bu günlerde oldukça hareketli diyebiliriz. Bir yandan global “semi conductor” (yarı iletken parça, çip) krizi yaşanırken birçok üretici fabrikaların kapasitelerini düşürmek zorunda kaldı. Yer yer fabrika tatilleri yaşanıyor. Covid-19 kaynaklı bozulan tedarik zinciri de üstüne eklenince bu günlerde araç üretmek ciddi bir mesele haline geldi. Fakat gerek iç gerekse dış pazarlarda yaşanan talep artışları hala devam etmekte. Son 100 yılda otomotiv endüstrisinin böyle bir dönemi daha önce tecrübe etmediğini söyleyebiliriz. Hammadde ve girdi maliyetleri artıyor, araç üretmek zorlaşıyor, ülkede TL düzenli olarak değer kaybediyor, bu durumların hepsi ürün fiyatlarının neredeyse aylık olarak artmasına yol açıyor ama araçlara olan talep hiç düşmüyor. Hatta arza göre çok daha yüksek oranda artıyor.

Pandemide tam kapanma ve benzeri uygulamaların talebe ve üretime etkileri ne şekilde gerçekleşti?

Bu soruyu yukarıda biraz yanıtlamaya çalıştım. Otomotiv endüstrisi pandemi koşullarına en hızlı adapte olan, kullandıkları yüksek teknoloji ve robot destekleriyle üretimlerini nihai olarak durdurmayan bir konumda bulunuyor. Son iki yıla baktığımızda sektörü Covid-19’dan daha fazla “çip” krizinin etkilediğini ifade edebilirim.

Talep cephesinde ise modern insanın daha önce tecrübe etmediği bu salgın çok hızlı bir şekilde insanların kabuklarına çekilmesine, asosyalleşmesine ve kaygılı bir duruma düşmesine yol açtı. Bu durum bireysel mülkiyet iştahını da arttırdı. Daha önce özel araç sahibi olmamış birçok insan bir şekilde (ya borçlanarak ya da sahip olduğu diğer tasarruflardan vazgeçerek) otomobil satın almak istedi. Özetle otomotiv sektörü ciddi bir talep patlamasıyla karşılaştı desek abartı olmaz.

Honda gibi markalar Türkiye’den çekilirken Ford varlığını daha da sağlam bir şekilde sürdürüyor. Bunda satış stratejinizin etkisi nedir?

Ford Otosan (Ford Otomotiv Sanayi A.Ş.), Ford Motor Company* (%41) ve Koç Holding’in (%41) eşit oranda hisse sahibi oldukları halka açık (%18) bir şirkettir. 2004 yılından bu yana, Türkiye’nin en fazla ihracat yapan ilk 3 şirketi arasında yer alan Ford Otosan; son 10 yıldır otomotiv sektöründe ihracat şampiyonu ve son 6 yıldır Türkiye genelinde ihracat şampiyonudur.

1500’e yakın Ar-Ge çalışanı ile mühendislik ihracatı gerçekleştiren Ford Otosan, Türk otomotiv sektörünün en büyük Ar-Ge organizasyonuna sahiptir. Ford’un ağır ticari araçlarının, ilgili dizel motorlarının ve motor sistemlerinin küresel mühendislik merkezi, Ford’un hafif ticari araç tasarım ve mühendisliğinin destek merkezi konumundadır. Ford Otosan komple bir aracı, motoru da dahil olmak üzere, beyaz kağıttan ürüne tüm süreçleriyle tasarlamak, geliştirmek ve test etmek için gerekli tüm birikim, yetenek ve altyapıya sahiptir.

1959’da kurulan Ford Otosan, 2020 yılı sonu itibariyle 455 bin ticari araç ve 70 bin adet motor ve 140 bin adet aktarma organı üretim kapasitesi sayesinde Ford Avrupa’nın en büyük ticari araç üretim merkezi konumundadır. Kocaeli ve Eskişehir Fabrikaları, Ford fabrikaları arasındaki değerlendirmelerde Ford’un “En İyi Araç Üretim Merkezleri” arasında gösterilmektedir.

Tüm bu verilere baktığımızda Ford’un Otosan birlikteliğinin daha uzun yıllar devam edeceğini söyleyebiliriz.

Ford’un “net sıfır karbon“konusundaki yol haritası nedir? Dünya genelini ele alırsak, pazarlar ve üretim sahalarında olası bir değişimden söz edebilir miyiz? Yeni değişkenler neler ve hangi değişkenler işlevini kaybetti?

1997’de Kyoto protokolünün ortaya çıkmasıyla birlikte tüm sanayi şirketleri başta sera gazı salım sınırlamaları ve azaltım yükümlülüklerini yeri getirmek, sonrasında ise iklim değişikliğinin etkilerini azaltabilmek adına çeşitli çalışmalara başladı. Bu süreç 2015 yılında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (BMİDÇS) Paris’te yapılan 21. Taraflar Toplantısı’nda Paris Anlaşmasıyla daha da hızlandı. Firmalar faaliyet yürüttükleri ülkelerin Kyoto Protokolü’ne ve Paris Anlaşması’na uyum takvimlerine göre yol haritaları belirledi. Otomotiv endüstrisinin en büyük oyuncularından olan Ford da, Nisan 2020’de iklim değişikliği hedeflerini açıklayarak 2050 yılında “karbon nötr” bir şirket olacağını taahhüt etti. Bu kapsamda sürdürülebilirlik hedeflerini 3 ana başlıkta topladı:

  1. Gezegeni korumak
  2. İnsanı yaşam alanının merkezine koymak
  3. Geleceği bugünden yaşamak

Gerek globalde gerekse Türkiye’de bu hedeflere ulaşabilmek için ciddi çalışmaların başladığını belirtebilirim. Bu çalışmalar fabrika üretim süreçlerinden başlayarak şirketin saha çalışma faaliyetlerini ve tabi ki nihai müşteriye sunulan ürünlerin dönüştürülmesine kadar devam ediyor. Başta Amerika olmak üzere geçtiğimiz yıl tam elektrikli ve otonom araç üretimleri de başladı. Önümüzdeki 30 yılda konvansiyonel motorlar işlevini kaybederken batarya teknolojileri gelişecek ve elektrikli motorlar daha fazla gündelik hayatımızda yer alacak.

 Ford ürün geliştirme konusunda, otomobili caddelerde görmemizi sağlamaya benzeyen bir devrime daha öncülük yapacak mı? Örneğin, şehir semalarında Ford imalatı insanlı drone’ları 15 yıl içerisinde görme olasılığımız nedir?

15 yıl belki bu dönüşüm için kısa kalabilir ancak önümüzdeki günlerde elektrikli araç üretimlerinin artması ve yolların bu dönüşüme uyumlu alt yapılara sahip olmasıyla birlikte bu ve benzeri yenilikler karşımıza çıkabilir. Ford birçok ülkede ana iş kolu olan kara yollarına uygun araç üretmenin dışında çalışmalara başladı. Örneğin 2019 yılında Agility Robotics ile yürüttüğü Ar-Ge çalışmalarının sonucu olan Digit isimli akıllı robotu görücüye çıkarttı.  İnsan gibi görünen 2 bacaklı Digit’in özellikle merdiven inip çıkma performansı oldukça etkileyiciydi. Düşük ağırlığı ve otonom yazılım özellikleri sayesinde rakiplerinin bir adım önüne geçti. Bu ve benzeri çalışmaları düşündüğümüz zaman, Ford markasının, şehir semalarında dolaşacak insansız ve/veya insanlı hava araçları için de yatırımlar yapabileceğini düşünüyorum.

Gazete Makina sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin