Araştırma&Rapor
Türkiye sanayisi için karbon maliyeti dönemi başladı

WindEurope’un 2026 Madrid zirvesine akademik bir katkı sağlayan kurucumuz Hakan Bilgehan’ın posterinin tam metnidir.
“Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (CBAM) mali yükümlülük getiren kesin dönemi 1 Ocak 2026’da başladı; Türkiye’nin demir-çelik, alüminyum, gübre, elektrik ve çimento ihracatını inceleyen çalışma, karbon yoğun üretimin özellikle elektrik ve çimento sektörlerinde ciddi rekabet kaybına yol açabileceğini gösteriyor. Ancak kurulacak ulusal Emisyon Ticaret Sistemi ve düşük karbonlu üretim yatırımları, bu maliyetin Türkiye’de kalmasını sağlayabilir.”
Hakan Bilgehan
Avrupa Birliği’nin iklim politikası artık yalnızca çevresel hedeflerden oluşan bir politika alanı değil. Emisyon Ticaret Sistemi ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, sanayi üretimini, yatırım kararlarını ve uluslararası ticareti doğrudan etkileyen ekonomik araçlara dönüşmüş durumda.
Madrid’de düzenlenen WindEurope etkinliğinde poster olarak sunulan çalışmamız, AB’nin karbon fiyatlandırma politikalarının Türkiye sanayisi üzerindeki muhtemel etkilerini demir-çelik, alüminyum, gübre, elektrik ve çimento sektörleri üzerinden inceliyor. Araştırmanın temel sonucu açık: Avrupa pazarındaki rekabet gücü, giderek daha fazla ürün fiyatına değil, üretim sırasında açığa çıkan karbon miktarına bağlı olacak.
Karbon artık üretimin görünmeyen maliyeti değil
AB Emisyon Ticaret Sistemi, “üst sınır ve ticaret” olarak adlandırılan bir modele dayanıyor. Sistem kapsamındaki tesislerin toplam emisyonlarına bir sınır getiriliyor ve işletmeler saldıkları her ton karbondioksit karşılığı emisyon izni bulunduruyor.
Emisyonunu azaltan işletme ihtiyaç duymadığı izinleri satabiliyor. Daha fazla emisyon üreten işletme ise piyasadan ilave izin satın almak zorunda kalıyor. Böylece karbondioksit salımı, işletmelerin üretim ve yatırım kararlarına yansıyan doğrudan bir maliyet haline geliyor.
Ancak AB içindeki üreticiler karbon maliyeti öderken, daha düşük çevre standartlarına sahip ülkelerden gelen ürünlerin aynı maliyeti taşımaması önemli bir rekabet sorunu yaratıyor. Üretimin karbon düzenlemelerinin daha zayıf olduğu ülkelere kaydırılması ise “karbon kaçağı” olarak tanımlanıyor.
Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, bu farkı azaltmak amacıyla geliştirildi.
CBAM’ın kesin dönemi 2026’da başladı
1 Ekim 2023 ile 31 Aralık 2025 arasındaki geçiş döneminde ithalatçılar açısından temel yükümlülük, ithal edilen ürünlerin gömülü emisyonlarını raporlamaktı. Mekanizmanın mali yükümlülükleri içeren kesin dönemi ise 1 Ocak 2026 itibarıyla başladı.
CBAM halen demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen sektörlerindeki belirli ürünleri kapsıyor. AB ithalatçıları, ithal ettikleri ürünlerin üretimi sırasında ortaya çıkan gömülü emisyonları bildirmek ve bunlara karşılık gelen CBAM sertifikalarını teslim etmek zorunda.
Sertifika fiyatları AB Emisyon Ticaret Sistemi’ndeki emisyon izni ihalelerine göre belirleniyor. Avrupa Komisyonu tarafından açıklanan fiyat, 2026’nın ilk çeyreğinde ton başına 75,36 avro, ikinci çeyreğinde ise 75,28 avro oldu. Bir ürünün üretildiği ülkede daha önce ödenmiş ve belgelendirilebilir bir karbon bedeli bulunması halinde bu tutar CBAM yükümlülüğünden düşülebiliyor.
Dolayısıyla Türkiye’de kurulacak karbon fiyatlandırma sisteminin önemi yalnızca emisyonları azaltmakla sınırlı değil. Türkiye’de ödenmeyen karbon bedelinin, CBAM üzerinden Avrupa sınırında ödenmesi söz konusu. Ulusal bir Emisyon Ticaret Sistemi ise bu gelirin Türkiye’de kalmasına ve sanayinin dönüşümünde kullanılmasına imkân verebilir.
Türkiye’nin sanayi yapısı neden hassas?
Türkiye, AB ile yüksek ticaret hacmine sahip olmasının yanında enerji yoğun sektörlerde güçlü bir üretim altyapısına sahip. Demir-çelik, alüminyum ve çimento gibi sektörler Türkiye’nin sanayi ihracatında önemli yer tutuyor.
Bununla birlikte, elektrik üretiminde fosil yakıtların hâlâ yüksek paya sahip olması yalnızca enerji sektörünü etkilemiyor. Üretimde kullanılan elektrik nedeniyle diğer sanayi ürünlerinin dolaylı emisyonlarını da yükseltiyor. Böylece enerji sisteminin karbon yoğunluğu, birçok ihracat kaleminin rekabet gücünü belirleyen ortak bir faktöre dönüşüyor.
Çalışmada 2018–2021 dönemine ait üretim, ihracat ve emisyon verileri kullanılarak, CBAM’ın bu yıllarda tam olarak uygulanmış olması halinde ortaya çıkabilecek maliyet hesaplandı. Dolayısıyla ulaşılan sonuçlar bugünün kesin ihracat kaybını değil, Türkiye sanayisinin karbon fiyatlarına duyarlılığını gösteren tarihsel bir stres testini ifade ediyor.
Beş sektörde yıllık maliyet 496 milyon avroya ulaşıyor
Hesaplamalara göre demir-çelik, alüminyum, gübre, elektrik ve çimento sektörlerinde oluşabilecek toplam karbon maliyeti 2018’de yaklaşık 124 milyon avro seviyesindeyken 2019’da 122 milyon, 2020’de 147 milyon ve 2021’de 496 milyon avroya yükseliyor.
Yıllar arasındaki büyük fark yalnızca üretim ve ihracat miktarlarından kaynaklanmıyor. AB Emisyon Ticaret Sistemi’ndeki karbon fiyatının yükselmesi de maliyeti doğrudan artırıyor.
Karbon fiyatının ton başına 93,67 avro olduğu sabit bir senaryo uygulandığında toplam maliyet, incelenen yıllar için yaklaşık 420–577 milyon avro aralığına ulaşıyor. Bu sonuç, aynı ihracat miktarının dahi karbon fiyatındaki artış nedeniyle çok daha yüksek bir mali yük oluşturabileceğini gösteriyor.
| Sektör | 2021 ihracat değeri | Hesaplanan karbon maliyeti | İhracat değerine oranı |
|---|---|---|---|
| Demir-çelik | Yaklaşık 7,31 milyar avro | 172 milyon avro | %2,4 |
| Alüminyum | Yaklaşık 2,37 milyar avro | 83,7 milyon avro | %3,5 |
| Gübre | 117,5 milyon avro | 32 milyon avro | %27 |
| Elektrik | 146,8 milyon avro | 114,2 milyon avro | %77,8 |
| Çimento | 157,8 milyon avro | 93,8 milyon avro | %59,4 |
Bu hesaplamalar ağırlıklı olarak üretimden kaynaklanan doğrudan emisyonlara dayanıyor. Elektrik kullanımı ve diğer girdilerden doğan dolaylı emisyonların daha geniş biçimde hesaba katılması, bazı sektörlerde karşılaşılabilecek maliyeti artırabilir.
En yüksek kırılganlık elektrik ve çimentoda
Çalışmanın en dikkat çekici sonucu, ihracat gelirine oranla en ağır potansiyel yükün elektrik ve çimento sektörlerinde ortaya çıkması.
Elektrik ihracatında hesaplanan karbon maliyetinin 2021’de ihracat değerinin yüzde 77,8’ine kadar ulaşması, fosil yakıta dayalı üretim yapısının ihracatı ekonomik açıdan son derece kırılgan hale getirebileceğine işaret ediyor. Bu seviyedeki bir karbon maliyeti, elektrik ihracatının ticari anlamını büyük ölçüde ortadan kaldırabilir.
Çimentoda ise hesaplanan maliyet, 2021 ihracat değerinin yüzde 59,4’üne karşılık geliyor. Çimento üretiminde hem kullanılan yakıtlar hem de klinker üretimi sırasındaki kimyasal süreçler yüksek miktarda karbondioksit açığa çıkarıyor. Bu nedenle yalnızca enerji kaynağının değiştirilmesi yeterli olmayabilir; klinker oranının düşürülmesi, alternatif bağlayıcıların kullanılması, atık ısı geri kazanımı ve karbon yakalama teknolojileri de dönüşüm gündemine girmek zorunda.
Gübre sektörünün ihracat hacmi görece daha sınırlı olmakla birlikte, 2021 için hesaplanan yüzde 27’lik maliyet oranı da önemli bir rekabet riski oluşturuyor.
Demir-çelik ve alüminyumda maliyetin toplam ihracat değerine oranı daha düşük görünse de bu sektörlerin ihracat hacmi çok daha büyük. Bu nedenle düşük oranlı bir karbon maliyeti dahi toplamda onlarca, hatta yüz milyonlarca avroluk bir yük yaratabiliyor.
CBAM yalnızca sınırda alınan bir vergi değil
CBAM çoğu zaman yalnızca yeni bir gümrük vergisi gibi değerlendiriliyor. Oysa mekanizma, şirketlerin üretim ve veri altyapısını da yeniden şekillendiriyor.
Avrupa’ya ihracat yapan üreticilerin artık yalnızca ürün miktarını, fiyatını ve menşeini değil, üretim sırasında açığa çıkan gömülü emisyonları da güvenilir biçimde ölçmesi gerekiyor. Tesise ve ürüne özgü verilerin bulunmadığı durumlarda varsayılan emisyon değerlerinin kullanılması, karbon performansı görece iyi olan üreticilerin dahi daha yüksek maliyetle karşılaşmasına neden olabilir.
Bu nedenle ölçme, raporlama ve doğrulama sistemlerinin kurulması; enerji tüketiminin üretim hatları ve ürün grupları düzeyinde izlenmesi; tedarikçilerden alınan girdilerin karbon içeriklerinin belirlenmesi gerekiyor.
Karbon muhasebesi artık yalnızca sürdürülebilirlik raporlarının bir bölümü değil, satış fiyatını ve Avrupa pazarına erişimi etkileyen temel bir sanayi yetkinliği haline geliyor.
Türkiye’nin ulusal ETS’si stratejik önem taşıyor
Türkiye’nin ilk İklim Kanunu’nun kabul edilmesi, ulusal Emisyon Ticaret Sistemi için hukuki zemini oluşturdu. Sistemin tasarımı; emisyon üst sınırının nasıl belirleneceği, izinlerin ne ölçüde ücretsiz dağıtılacağı, hangi tesislerin kapsama alınacağı ve elde edilecek gelirin hangi alanlarda kullanılacağı bakımından kritik önem taşıyor.
Karbon fiyatının yalnızca sanayiye yeni bir mali yük getiren araç olarak tasarlanması, enerji yoğun sektörlerde üretim ve istihdam baskısı yaratabilir. Buna karşılık gelirlerin enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, elektrifikasyon, yeşil hidrojen ve düşük karbonlu üretim yatırımlarına yönlendirilmesi sanayinin dönüşümünü hızlandırabilir.
Türkiye’de fiilen ödenen karbon fiyatının CBAM kapsamında tanınabilmesi, Avrupa sınırında doğacak maliyetin azaltılmasını da sağlayabilir. Böylece ödeme AB bütçesine yönelmek yerine Türkiye’deki dönüşüm yatırımlarının finansmanında kullanılabilir.
Rekabet avantajı artık düşük karbonlu üretimden geçiyor
Türkiye rüzgâr enerjisi ekipmanları, güneş enerjisi, elektrikli üretim teknolojileri ve Avrupa sanayisinin tedarik zincirleri açısından önemli bir kapasiteye sahip. Bu avantajın sürdürülebilmesi, yenilenebilir enerji kurulu gücündeki artışın sanayi tesislerinin gerçek elektrik tüketimine yansımasına bağlı.
Üreticiler açısından öncelikli adımlar şöyle sıralanabilir:
- Ürün ve tesis bazında gömülü emisyon hesaplama altyapısının kurulması,
- CBAM kapsamındaki ürünlerin gümrük kodlarına göre ayrıştırılması,
- Enerji tüketiminin üretim hatları düzeyinde ölçülmesi,
- Yenilenebilir enerji kullanımının doğrulanabilir hale getirilmesi,
- Enerji verimliliği ve elektrifikasyon yatırımlarının hızlandırılması,
- Düşük karbonlu hammadde ve tedarikçi seçeneklerinin geliştirilmesi,
- Karbon fiyatı değişikliklerinin ihracat sözleşmelerine ve yatırım planlarına dahil edilmesi.
CBAM’ın Türkiye açısından sonucu yalnızca ihracat kaybı olmak zorunda değil. Düşük karbonlu üretime erken geçen şirketler, aynı pazarda karbon yoğun rakiplerine karşı avantaj elde edebilir. Avrupa’nın tedarik zincirlerini karbonsuzlaştırma arayışı, Türkiye için yeni yatırımlar ve daha yüksek katma değerli üretim fırsatları da yaratabilir.
Dönüşüm ertelendikçe maliyet büyüyecek
Araştırmanın ortaya koyduğu temel bulgu, Türkiye’nin CBAM karşısındaki maliyetinin yalnızca Avrupa Birliği’nin düzenlemelerine bağlı olmadığıdır. Asıl belirleyici olan; Türkiye’nin enerji bileşimi, sanayinin karbon yoğunluğu, şirketlerin emisyon verisi üretme kapasitesi ve ulusal karbon piyasasının tasarımıdır.
Karbon fiyatı yükseldikçe dönüşümü ertelemenin bedeli de artacak. Elektrik ve çimento en kırılgan sektörler olarak öne çıkarken, demir-çelik ve alüminyum yüksek ticaret hacimleri nedeniyle toplam maliyet açısından kritik önem taşıyor.
Türkiye’nin önündeki tercih, karbon maliyeti ödeyip ödememek arasında değil; bu maliyetin Avrupa sınırında mı ödeneceği, yoksa Türkiye’de sanayinin dönüşümünü finanse edecek bir araca mı dönüştürüleceği arasında.
CBAM bu yönüyle yalnızca bir sınır düzenlemesi değil, Türkiye’nin gelecekteki sanayi politikasını belirleyecek temel unsurlardan biri haline gelmiş durumda.
Bu makale, Hakan Bilgehan’ın Marmara Üniversitesi Avrupa Araştırmaları Enstitüsü Avrupa İktisadı ve İşletme Anabilim Dalında hazırladığı “Carbon Pricing in EU, Evaluation of the Relationship Between Carbon Emissions and Reflections on Türkiye” başlıklı yüksek lisans tezinin ve WindEurope Madrid etkinliğinde sergilenen poster çalışmasının bulgularından hazırlanmıştır. Hesaplamalar, 2018–2021 verileri kullanılarak oluşturulan karşı-olgusal senaryolardır.
Güncel CBAM bilgileri: Avrupa Komisyonu – CBAM kesin dönemi, 2026 CBAM sertifika fiyatları, Türkiye İklim Değişikliği Başkanlığı – İklim Kanunu ve ETS.

